EGE' NİN OLUŞUMU - 4
Uzun yaz günlerinin sonunda güneş Kara Ada' nın Tavşanlıburnu' nun en ucunda kıpkırmızı batınca, yerine değirmenlerin kanatları arasında bembeyaz bir ay doğar. Derler ki: Ay tanrıça, kıl pranga iki ak atın çektiği arabasıyla doğudan yükselerek geceye gömülmüş göğü bir baştan öbürüne gezmeye çıkar. Karalarda kurdun kuşun, dalın yaprağın; denizlerde aktinyaların, esmer yosunların, lapinaların, medüzlerin, denizkızlarının suskunladığı bir sırada sevdalısına usul usul sokulup, yanaşır. Derler ki: Ay tanrıçanın vurgunu, Velidağı' ndaki bir mağarada uyanılmaz uykularda yatmaktadır.
Önce karanlıklaşan hava, Ay tanrıçanın altın tacının aydınlığında göz kamaştıran bir yangınla tutuşur, ansızın ateşlenir. Derler ki: Parlak Ay tanrıça, güzel, o süt karı vücudunu Ege' nin sularında yıkar; sonra ağır ağır sulardan çıkarken şavkının saçtığı oklar yeryüzüne parıldar. Süt karı vücudunu kimselerden kaçırmaz, yumuşacık güvercin ayaklarından Ege' nin suları şıpırdayarak süzülür. Saçlarından belinin ortalık yerine, süt karı kalçalarından, ak mermer bacaklarına yol yol masmavi Ege iner. Ay tanrıça, çok uzaktan gümüşler gibi parıldayan elbiselerini giyinir, ayağına çabuk atlarını arabasına koşup yolculuğu tez elden bitireyip diye hayvanlarını sürer: O yolculukta atların uzun yeleleri gökyüzünde yıldızlara sürtünerek Samanyolu gibi dalgalanır.
Derler ki: Ay tanrıça, o uzun yolculuğunun sonunda, Velidağı' na varır. Sevdalısı uyanmaz uykudadır. Tanrıça, mağaranın kapısı önünde bekleşir, şavkını içeri salar, haber gönderir; uykudaki sevdalısını okşar, sevip öper, kulağına yumuşacık, tatlı, övücü, uyandırıcı sözler eder.
Tanyerinin sabah öncesi kızarıklığı, Ay tanrıçasının kız kardeşidir. İki yağız atı; parıltı ile kıvılcım, gecenin bitimine yakın kızgın arabasına kendiliğinden koşulurlar, Velidağı' nın ardından yola çıkarlar. Tanyerinin sabah öncesi kızarıklığı, iki atlı arabasıyla Velidağı' nın çevresini bin kez dolaşır. Bininci dönmenin sonunda Velidağı' nın başından doğru ince bir yangın başlar; altın sarısı tutuşma, sonra sonra dönüşür, pembe olur, morlaşır, yeşerir, en sonunda azgın bir kızarıklığa çevrilir.
Akşam yıldızıyla Çolpan karşılıklı çekişirler. Akşam yıldızı, öbür yıldızların birerli ikişerli göğün çarşısından geçip gitmelerine hiç aldırmaz. En önce o gelir, tezgahını açar, en sonra yine o gider. Çolpan delifişek bir yıldızdır, bütün gece Velidağı' nın eteklerinde orman perileriyle oynaş tutar, canı sıkıldı mı, bir adımda Ege' ye atlar, denizkızlarını yedi kat denizin dibinden oyuna çağırıp tedirgin eder.
Çolpan, tanyerindeki sabah öncesi kızarıklığının sevdalısıdır. Kışın görevcidir., hiç yerinden kıpırdamaz, uslu uslu oturur, Yaz geldi mi, delirir; orman perilerini, denizkızlarını kendine oyuncak eder. Yaz sabahlarında altın kemerli beline kadar Ege' ye girmiş gökte durur. Günün sıcaklığını haberleyen ayağı dibindeki ikinci yıldız, Çolpan' ın evcil köpeğidir. Bir avuççuk güvercin kümesi yıldızlar, Çolpan' ın azılı köpeğinden pek korkarlar. Büyükayı yedi tırnaklı ayaklarını göğe geçirir, gözlerini kırpmadan Çolpan' ın köpeğine bakar, bir yandan da kutup çevresinde döner.
Devam edecek.